23 Ekim 2010 Cumartesi

küçük prens'te ayyaş karaktere soruyodu niye içiyosun diye.utandığımı unutmak için diyordu.içtiğinden utanıyormuş.
içmeye başladığında öyle oluyor.ilkin dertten diyorsun,sonra zevkten sanıyorsun...içtikçe ''iç!'' emrini sana sormadan veriyor kafanda bir ses.içiyorsun.ertesi gün böyle olunca miden,çivi çiviyi söker diyorsun...

bir çivi,başka bir çiviyi yerinden oynatamaz ki.

sadece kaçarsın.
dün çok içtim bugün gidemem deyip,okuldan,dostlarla randevularından,işten güçten.gitsen de randıman alamazsın.

bundan sonra içmiyorum ben.

çünkü kaçıncı seviyedeyim bilmiyorum.
sadece sosyal içici olup yalnızken bir damla hayatımda ağzıma koymadım onu da biliyorum.
insanların bana iyi gelmeleri gerekirken sadece canımı yaktığı bu günlerde, ben onlarla içmeyi reddediyorum.

en verimli çağımda pasifize olmayı,
elimden aşklar kaçırmayı,pişman olmayı,duymamayı reddediyorum.

kızgınlığım,öfkem silindi sayesinde.sağolsun.
ama benden bir şey kalmadı geriye.

artık çocuk sesi acı vermiyor duyduğumda.
her acı geçermiş.daha büyükleri bile gelecek belki başıma.
ne korkunç.

oturup Ingmar Bergman'ın bütün filmlerini bitirip,ericem.
sonra da bi kaç kişiden bana poz vermesini talep edicem,yardıma ihtiyacım var.projeler yattığı yerde ağlıyor,hayat vermek gerek.

Hiç yorum yok:

yolun sonu ışık!

yolun sonu ışık!
(fotografın tüm hakları bu blog kullanıcısına aittir.) önceki kayıtlara uğramadan gitme derim ben sen bilirsin(: