3 Kasım 2010 Çarşamba

çağımızda narsizm de bu şekilde yaşanmaktadır.bildiğin inanmayı reddetsem de artık buna emin olduğumu söylemem bile zaten böyle hissettiğimi gördüğümün en kesin delili.

benim yaşlarımda bir gençlik dizisinde oynayan bi kız var ve ben onu izliyorum.onu yaşamıyorum...gözlerim benimle aynı bedende olmasına rağmen kendimi her şeyden net görebiliyorum,sanki ne yana baksam bir ayna,ama tam karşımda değil,ya birazcık alanın gizli kalmış köşelerinden poz veriyor bana,ya bilgisayar ekranından daireler çizerek yaklaşıyor ya da sokakta yüzüme çarpıyor,yanlışlıkla çelmesini taktıktan sonra...
bir yakınını görüyor,bin yıldır hayatındaki ama hiç tanımadığı bir yakın.

sonra aralarında az önce geçen konuşmayı kafasında tekrar ediyor yokuş aşağı yürürken ve insanın, uzun süre sonra gerçekten farkında olmadan ve içten gülümsediğinde ne kadar güzel görünebileceğini, kendi aksinde farkediyor, ağaçlarca çerçevelenmiş.

fotoğraf kareleri video kayıtlarına dönüştüğünde bir melodi yazıyor aklında üstüne;pop ya da spontane(:

kendini öyle seviyor ki,üşengeçliği, kendine kıyamamamadan,böyle gönülden gönüle geçmeyi,aşk'ın onu pasifleştirdiği anlarda kendinden hoşlanmamasından, almış!'' diyesi geliyor.diyor.

çok istediğimi sandığımı anlatmaya çalışan kafam ve bedenimin davranışları bazen birbirinden farklı gelişebiliyor geniş zamanlar perspektifinde ama bu beni bana yabancılaştıran en büyük usta!

çünkü çoğu insan benim kadar renkli değil,çok değil...hayalkırıklığı yaratıyorlar...bazen ben de onlara yaşatıyorum ki; sebebi acaba çok yaklaşmalarına izin vermeyecek kadar begenmiyo olmam, olabilir mi?

sanmam,sadece onlara karşı değişken duygulara bulanığım...zaman kavramım farklı benim...hayatım başka başka rollerden parçalarla geçiyor ben hala kendimin tek olduğunu sanıyorum.
''birey'' falan diyorum.cam bir fanusla kendimi onlardan farklı bir dünyaya ait hissediyor gibi yaşayabileyim...herkes yabancım,herkesten farklıyım diyebileyim...

oysa onlar olmasa ben böyle olmazdım.
sosyalliğin dibine vurdu yaşantımız!

peki bir gün yine ''çoktular ama hiç yoktular'' diyerek,ki bunun duygusu bile sana başkalarından bulaşmıştı en son kendinle başka bir mücadelende, bir bahar ya da bayram temizliğine el atmayacak mısın?

''...to be continued.'' diye de bitir tam olsun!


hep ona buna şuna anlatırken kendim hakkında yaptığım düşünmelerin çoğunu paylaşmıyorum...bir çok insanın yaptığının aksine ben böyleyim ben şöyleyim de demiyorum...bırakıyorum o öğrensin kazısın aklına bir bir bana dair bulduğu,enteresan sandığı ipuçlarını.
bazen de öyle çok veriyorum ki en son iş hedef şaşırtmaya dönüyor,çünkü ben o kadar da onlar değil,başkalarının toprağından...
yalan...
memleket sevgisinden mi oluyor tüm bunlar?
yalan..
sadece kendini öyle çok seviyorsun ki,bu memleket bile sırf sana ait olduğu için bu kadar güzel.
sen en güzeline layık olarak doğdun.bunu kendine ispatlamakla geçti tüm savaşın...

kazanamadığını gördüğün anda yüz ifadende,onunla yeniden tanıştığında...omzunda ağlayacak birini nasıl bulacağım dertleri biriktirdiğin sıralarda...

potansiyle harcamaktan başka bir fonksiyonu kalmamış bir kuşak yetiştirdin tanrım,eğleniyor musun izlerken?yoksa bana filmin sadece bu sahnelerini mi izletiyorsun şimdilik...daha fragman hatta dimi...
çıtır'mış;21'lik.

Hiç yorum yok:

yolun sonu ışık!

yolun sonu ışık!
(fotografın tüm hakları bu blog kullanıcısına aittir.) önceki kayıtlara uğramadan gitme derim ben sen bilirsin(: